Underworld: Blood Wars, Selene’in artık her iki taraf için de hedef haline geldiği bir dönemi anlatır. Lycan’lar da vampirler de ona güvenmez; ihanetler ve güç savaşları arasında sıkışıp kalmıştır.
Yanında yalnızca David ve babası Thomas vardır. Ancak onların desteği bile yaklaşan fırtınayı durdurmaya yetmeyebilir. Vampir klanları kendi içlerinde bölünmüş, Lycan’lar ise daha organize ve acımasız hale gelmiştir.
Selene için bu kez mesele sadece hayatta kalmak değil, bitmek bilmeyen savaşı sona erdirmektir. Gerekirse kendini feda etmeyi bile göze alır. Bu son mücadele, onun hem savaşçı kimliğini hem de yıllardır taşıdığı yükü bir kez daha sınar.
Underworld: Awakening, seriyi daha karanlık ve umutsuz bir noktaya taşır. Selene ile Michael’ın Marcus’u yok etmesinin üzerinden yıllar geçmiştir; ancak bu kez düşman gizli değildir. İnsanlık, vampirler ve Lycan’ların varlığını öğrenmiş ve iki türü de tamamen silmek için harekete geçmiştir.
Bu av sırasında yakalanan Selene, uzun bir uykunun ardından kendini Antigen adlı güçlü bir biyoteknoloji şirketinin laboratuvarında uyanmış halde bulur. Resmiyette amaçları virüse çare bulmaktır; gerçekte ise çok daha karanlık planlar dönmektedir. Michael’ın öldüğünü öğrenmek Selene’i yıksa da, ondan bir kızı olduğunu keşfetmesi her şeyi değiştirir. Eve, iki türün özelliklerini taşıyan özel bir çocuktur ve bu da onu hedef haline getirir.
Artık Selene’in mücadelesi sadece hayatta kalmak değildir. Hem kızını korumak hem de neredeyse tükenmiş olan kendi türü için savaşmak zorundadır. Yeraltına çekilmiş birkaç vampirle birlikte, insanlığın başlattığı bu acımasız temizliğe karşı koymaya çalışır. Bu bölüm, annelik içgüdüsüyle beslenen daha kişisel ve sert bir direniş hikâyesi sunar.