Back to the Future Part III bu kez hikâyeyi Vahşi Batı’ya taşır. 1955’te kalan Marty, Doc’un yıllar öncesinden bıraktığı bir mektupla her şeyi öğrenir: Doc 1885’e savrulmuş, DeLorean bozulduğu için orada mahsur kalmıştır. Üstelik o dönemin imkânlarıyla zaman makinesini onarmak neredeyse imkânsızdır.
Marty, gömülü arabayı bulup yeniden çalıştırarak Doc’u kurtarmak için 1885’e gider. Ancak karşılaştığı manzara sandığından daha karmaşıktır. Doc sadece kasabanın saygın bir bilim insanı gibi yaşamakla kalmamış, aynı zamanda hiç beklenmedik bir şekilde âşık olmuştur.
İşin içine bir de Doc’un peşine düşen tehlikeli bir kanun kaçağı girince, mesele sadece geçmişten kaçmak olmaktan çıkar. Marty hem dostunu kurtarmak hem de zamanın akışını bir kez daha bozmadan her şeyi yoluna koymak zorundadır. Bu final macerası, dostluk ve fedakârlık duygusunu en güçlü şekilde hissettirir.
Back to the Future Part II’de Marty’nin macerası bu kez daha da karmaşık bir hâl alır. Doc’la birlikte 2015 yılına giden Marty, henüz dünyaya gelmemiş oğlunun başını derde sokmasını engellemeye çalışır. Ancak iyi niyetle atılan adımlar yine beklenmedik sonuçlar doğurur.
Zamanla oynamanın bedeli ağırdır; küçük bir müdahale bile geleceği bambaşka bir yere sürükler. İşler kontrolden çıkınca Marty, hatalarını düzeltmek için geçmişle gelecek arasında gidip gelmek zorunda kalır.
En ilginç anlardan biri ise 1950’lere yeniden dönüşüdür. Bu kez ilk filmde yaşanan olayları farklı bir açıdan izler; tanıdık sahneler bu defa başka bir gözle anlam kazanır. Zaman adeta kendi üzerine kıvrılırken, Marty hem yaptığı hataları telafi etmeye hem de her şeyin rayına oturmasını sağlamaya çalışır.