13. yüzyıl İskoçya’sında geçen hikâye, İngiltere Kralı Edward I of England’in ülkeyi kendi hakimiyeti altına alma isteğiyle başlar. Baskıcı uygulamalar ve halka reva görülen ağır şartlar, İskoçlar arasında büyük bir öfke biriktirir.
Çocukken ailesini özgürlük mücadelesinde kaybeden William Wallace, yıllar sonra sevdiği kadının da öldürülmesiyle yeniden yıkılır. Bu acı, onda korku değil kararlılık doğurur. Wallace, dağınık haldeki halkı bir araya getirerek İngiliz egemenliğine karşı direnişi başlatır. Onun mücadelesi sadece intikam için değil, onur ve bağımsızlık içindir.
LeBron, kontrolden çıkmış bir yapay zekânın oyunu yüzünden oğlu Dom’la birlikte dijital bir dünyanın içine hapsolur. Eve dönebilmelerinin tek yolu ise bu sanal evrende oynanacak zorlu bir basketbol maçını kazanmaktır.
Bu mücadelede yanında, her zamanki enerjisiyle Bugs Bunny, Lola Bunny ve birbirinden dağınık ama bir o kadar da renkli Looney Tunes ekibi vardır. Karşılarında ise yapay zekânın oluşturduğu, dijitalleştirilmiş ve neredeyse kusursuz bir takım durur. LeBron’un görevi sadece maçı kazanmak değil; aynı zamanda oğluyla arasındaki bağı güçlendirip eve giden yolu bulmaktır.
Looney Tunes ekibi, tuhaf ve kötü niyetli uzaylıların hedefi haline gelir. Özgür kalabilmelerinin tek yolu ise onlarla bir basketbol maçına çıkmaktır. Ancak işler sandıkları kadar kolay değildir; çünkü rakipleri, NBA’in yıldız isimleri olan Charles Barkley ve Patrick Ewing gibi oyuncuların yeteneklerini çalmıştır.
Bu zorlu mücadelede tek başlarına şansları olmadığını anlayan kahramanlarımız, basketbol efsanesi Michael Jordan’dan yardım ister. Böylece hem eğlenceli hem de bol tempolu bir karşılaşma başlar; sahada sadece özgürlük değil, onur da söz konusudur.
12 yaşındaki Max Conner, başını belaya sokan gangsterlerden kaçarken kendini tuhaf bir deponun içinde bulur. Panikle eline geçirdiği eski ve gürültülü bir kutuyu açmasıyla birlikte işler iyice karışır. Çünkü o kutunun içinde, yıllardır hapsolmuş dev bir cin olan Kazaam vardır.
Özgürlüğüne kavuşan Kazaam artık iki şeyle uğraşmak zorundadır: Bir yandan kendi dünyasına geri dönmenin yolunu ararken, diğer yandan da Max’in dileklerini yerine getirmek. Böylece beklenmedik bir dostluk ve bolca karmaşa başlar.
Superman’in kendini feda etmesinin boşa gitmesine gönlü razı olmayan Bruce Wayne, dünyaya doğru yaklaşan büyük bir tehdidin farkına varır. Bu kez tek başına hareket etmenin yeterli olmayacağını anlar. Diana Prince’le birlikte, olağanüstü güçlere sahip insanları bir araya getirerek yaklaşan felakete karşı durabilecek bir ekip kurmaya karar verir. Amaçları nettir: Hem dünyayı korumak hem de verilen o büyük fedakârlığın gerçekten bir anlam taşımasını sağlamak.
Wonder Woman 1984, 1980’lerin Soğuk Savaş atmosferinde geçen ve Diana Prince’in yeni tehditlerle yüzleşmesini konu alan devam filmidir.
Diana (Gal Gadot), dilekleri gerçekleştiren gizemli bir artefaktın yol açtığı küresel kaosla mücadele eder. Bu gücü çıkarları için kullanan iş insanı Max Lord’u (Pedro Pascal) ve trajik bir dönüşüm sonrası Cheetah’a evrilen Barbara Minerva’yı (Kristen Wiig) durdurmak zorundadır.
Film; arzu, bedel ve hakikat temalarını merkeze alarak, gücün etik sınırlarını ve fedakârlığın gerekliliğini sorgular.
Wonder Woman, Amazon prensesi Diana’nın köken hikâyesini ve Birinci Dünya Savaşı bağlamındaki ilk büyük mücadelesini anlatır.
Themyscira’da erkeklerden izole bir toplumda savaşçı olarak yetişen Diana, kıyılarına düşen bir pilot (Steve Trevor) sayesinde dış dünyadaki küresel savaştan haberdar olur. İnsanlığı tehdit eden bu çatışmayı durdurmak için adasını terk eder.
Diana’yı Gal Gadot canlandırır. Film; idealizm ile savaşın acı gerçekliği arasındaki gerilimi işlerken, Diana’nın yalnızca fiziksel gücünü değil, merhamet ve inanç temelli kahramanlık anlayışını da ön plana çıkarır.
Black Adam, antik Kahndaq’ta tanrıların güçleriyle donatıldıktan sonra hapsedilen Teth-Adam’ın 5000 yıl sonra özgürlüğüne kavuşmasını konu alır.
Modern dünyaya döndüğünde, kendi acımasız adalet anlayışını uygulamaya başlar. Black Adam’i Dwayne Johnson canlandırır.
Film; güç, intikam ve kahramanlık tanımının göreceliliği üzerine odaklanırken, karakteri klasik “kahraman” kalıbından çok anti kahraman çerçevesinde konumlandırır.
Shazam!, süper kahraman temasını gençlik komedisi tonuyla işleyen bir DC filmidir.
Billy Batson, “Shazam!” dediğinde yetişkin bir süper kahramana (Zachary Levi) dönüşür; ancak zihni hâlâ bir çocuğa aittir. Güçleri Süleyman’ın bilgeliği, Herkül’ün gücü, Atlas’ın dayanıklılığı, Zeus’un kudreti, Aşil’in cesareti ve Merkür’ün hızından gelir.
Film, süper güçlerin ötesinde sorumluluk alma ve aile bağları temasına odaklanır.
Birds of Prey (and the Fantabulous Emancipation of One Harley Quinn), ayrılık sonrası kimlik inşasını ve kadın dayanışmasını kaotik bir suç komedisi estetiğiyle harmanlar.
Anlatı, Joker’dan kopuşunun ardından “özgürleştiğini” ilan eden Harley Quinn’in (Margot Robbie) güvenlik ağını kaybetmesiyle başlar. Gotham yeraltı dünyasında artık korumasızdır. Şehrin narsist suç baronu Roman Sionis / Black Mask (Ewan McGregor) ve sadist tetikçisi Victor Zsasz (Chris Messina), genç Cassandra Cain’i hedef aldığında olaylar hızla tırmanır.
Bu süreçte Harley’nin yolu; intikam motivasyonuyla hareket eden Huntress (Mary Elizabeth Winstead), metahuman yetenekli şarkıcı Black Canary (Jurnee Smollett) ve idealist dedektif Renee Montoya (Rosie Perez) ile kesişir.
Film, doğrusal olmayan anlatımı ve Harley’nin güvenilmez anlatıcı perspektifiyle dikkat çeker. Tematik düzeyde; toksik ilişkilerden kopuş, güç dinamikleri ve patriyarkal suç düzenine karşı kolektif direnç ön plandadır. Sonuçta bu alışılmadık ekip, bireysel ajandalarını ortak bir hedefte konsolide ederek Roman Sionis’in hâkimiyetine son vermeye yönelir.