Orta Dünya, kaderini belirleyecek son bir hesaplaşmanın eşiğindedir. Karanlık ordular tek bir amaç uğruna toplanırken, Gandalf Gondor’un sarsılmış savunmasını ayağa kaldırmaya çalışır. Umut neredeyse tükenmişken, Theoden tüm gücüyle ordusunu savaşa hazırlar.
Surların önünde sayıca üstün düşmanlar beklerken, insanların cesareti sınanır. Eowyn ve Merry gibi beklenmedik kahramanlar da bu büyük mücadelenin parçası olur. Herkes bilir ki bu savaş yalnızca bir şehrin değil, tüm dünyanın geleceğini belirleyecektir.
Tüm bu fedakârlıkların tek bir amacı vardır: Yüzük Taşıyıcısı’na zaman kazandırmak. Çünkü gerçek zafer, cephede değil; karanlığın kalbinde verilecek son karara bağlıdır.
Frodo ve Sam, Mordor’a doğru ilerlerken yollarını ve umutlarını neredeyse yitirmiştir. Peşlerinde sinsice dolaşan tuhaf bir varlığın farkına vardıklarında, onu yakalarlar: Gollum. Bir zamanlar kendisi de bir hobbit olan bu yaratık, yüzüğün uzun yıllar süren etkisiyle bambaşka bir şeye dönüşmüştür.
Özgürlüğü karşılığında onları Mordor’un kapılarına götürmeyi teklif eder. Sam, Gollum’un ikiyüzlü ve tehlikeli olduğuna inanır; ona bir an bile güvenmez. Frodo ise yüzüğün insanı nasıl değiştirdiğini bildiği için Gollum’a karşı merhamet duyar.
Başka seçenekleri kalmadığından, bu kırılgan ittifaka razı olurlar. Ancak attıkları her adımda, yalnızca karanlığa değil, Gollum’un içindeki çelişkili ve tehlikeli doğaya da yaklaşmaktadırlar.