King Kong, Peter Jackson’ın yönettiği, klasik hikâyenin modern ve daha epik bir uyarlaması.
Hikâye, 1930’larda hırslı film yapımcısı Carl Denham’ın bir film çekmek için ekibiyle birlikte gizemli Skull Island’a gitmesiyle başlar. Ekipte, genç oyuncu Ann Darrow da vardır.
Adada, vahşi doğa ve tehlikeli yaratıkların arasında efsanevi dev goril King Kong ile karşılaşırlar. Kong, Ann’e karşı beklenmedik bir bağ geliştirir ve onu korumaya başlar.
Ancak insanlar bu durumu fırsata çevirerek Kong’u yakalayıp New York City’ye götürmek ister. Buradan sonra hikâye, trajik bir aşk ve özgürlük mücadelesine dönüşür.
Film; görsel efektleri, duygusal anlatımı ve aksiyon sahneleriyle King Kong efsanesinin en etkileyici versiyonlarından biri olarak kabul edilir.
Orta Dünya, kaderini belirleyecek son bir hesaplaşmanın eşiğindedir. Karanlık ordular tek bir amaç uğruna toplanırken, Gandalf Gondor’un sarsılmış savunmasını ayağa kaldırmaya çalışır. Umut neredeyse tükenmişken, Theoden tüm gücüyle ordusunu savaşa hazırlar.
Surların önünde sayıca üstün düşmanlar beklerken, insanların cesareti sınanır. Eowyn ve Merry gibi beklenmedik kahramanlar da bu büyük mücadelenin parçası olur. Herkes bilir ki bu savaş yalnızca bir şehrin değil, tüm dünyanın geleceğini belirleyecektir.
Tüm bu fedakârlıkların tek bir amacı vardır: Yüzük Taşıyıcısı’na zaman kazandırmak. Çünkü gerçek zafer, cephede değil; karanlığın kalbinde verilecek son karara bağlıdır.
Frodo ve Sam, Mordor’a doğru ilerlerken yollarını ve umutlarını neredeyse yitirmiştir. Peşlerinde sinsice dolaşan tuhaf bir varlığın farkına vardıklarında, onu yakalarlar: Gollum. Bir zamanlar kendisi de bir hobbit olan bu yaratık, yüzüğün uzun yıllar süren etkisiyle bambaşka bir şeye dönüşmüştür.
Özgürlüğü karşılığında onları Mordor’un kapılarına götürmeyi teklif eder. Sam, Gollum’un ikiyüzlü ve tehlikeli olduğuna inanır; ona bir an bile güvenmez. Frodo ise yüzüğün insanı nasıl değiştirdiğini bildiği için Gollum’a karşı merhamet duyar.
Başka seçenekleri kalmadığından, bu kırılgan ittifaka razı olurlar. Ancak attıkları her adımda, yalnızca karanlığa değil, Gollum’un içindeki çelişkili ve tehlikeli doğaya da yaklaşmaktadırlar.