Orta Dünya, kaderini belirleyecek son bir hesaplaşmanın eşiğindedir. Karanlık ordular tek bir amaç uğruna toplanırken, Gandalf Gondor’un sarsılmış savunmasını ayağa kaldırmaya çalışır. Umut neredeyse tükenmişken, Theoden tüm gücüyle ordusunu savaşa hazırlar.
Surların önünde sayıca üstün düşmanlar beklerken, insanların cesareti sınanır. Eowyn ve Merry gibi beklenmedik kahramanlar da bu büyük mücadelenin parçası olur. Herkes bilir ki bu savaş yalnızca bir şehrin değil, tüm dünyanın geleceğini belirleyecektir.
Tüm bu fedakârlıkların tek bir amacı vardır: Yüzük Taşıyıcısı’na zaman kazandırmak. Çünkü gerçek zafer, cephede değil; karanlığın kalbinde verilecek son karara bağlıdır.
Frodo ve Sam, Mordor’a doğru ilerlerken yollarını ve umutlarını neredeyse yitirmiştir. Peşlerinde sinsice dolaşan tuhaf bir varlığın farkına vardıklarında, onu yakalarlar: Gollum. Bir zamanlar kendisi de bir hobbit olan bu yaratık, yüzüğün uzun yıllar süren etkisiyle bambaşka bir şeye dönüşmüştür.
Özgürlüğü karşılığında onları Mordor’un kapılarına götürmeyi teklif eder. Sam, Gollum’un ikiyüzlü ve tehlikeli olduğuna inanır; ona bir an bile güvenmez. Frodo ise yüzüğün insanı nasıl değiştirdiğini bildiği için Gollum’a karşı merhamet duyar.
Başka seçenekleri kalmadığından, bu kırılgan ittifaka razı olurlar. Ancak attıkları her adımda, yalnızca karanlığa değil, Gollum’un içindeki çelişkili ve tehlikeli doğaya da yaklaşmaktadırlar.
Orta Dünya’da iyilikle kötülük arasındaki denge, tek bir yüzüğün gölgesinde sarsılmaktadır. Yüzyıllar önce karanlık bir amaçla dövülen bu yüzük, ortaya çıktığı her döneme acı ve yıkım getirmiştir. Uzun süre kayıp kaldıktan sonra yeniden bulunur ve kader, onu sıradan bir hobbit olan Frodo’nun ellerine bırakır.
Amcasından kalan bu mirasın gerçek gücünü öğrenen Frodo, büyücü Gandalf’ın uyarılarıyla yüzüğün taşıdığı tehdidin farkına varır. Karanlık güçlerini yeniden toparlayan Sauron, onu ele geçirmek için her yolu denemeye hazırdır.
Bu tehlikeyi sonsuza dek ortadan kaldırmanın tek yolu, yüzüğü üretildiği yer olan Mordor’da yok etmektir. Bunun için farklı ırklardan ve geçmişlerden gelen cesur yolculardan oluşan bir kardeşlik kurulur. Önlerinde uzanan yol hem zorlu hem de fedakârlıklarla doludur. Artık Orta Dünya’nın geleceği, bu küçük topluluğun göstereceği dirence bağlıdır.